Burçin Büke ile müzik üzerine -2

Söyleşi Röportajlar Burçin Büke ile müzik üzerine -2

Uluslararası üne sahip piyano virtüözümüz Burçin Büke ile müzik üzerine keyifli bir sohbet...

Paylaş:

Yorumlar:

istanbul.net.tr Ocak 15, 2014

Klasik müziğin özellikle Türkiye`de çok farklı bir algılanışı var. Büyük bir çoğunluk tarafından, çok yukarda, biraz elit, hatta biraz snop bir müzik olarak değerlendiriliyor. Bu durum nasıl değişebilir?

Bu bence burada, organizasyon işleri yapanların suçu. İnsanlara bilet satmak için klasik müziği araç olarak kullananlar var. Aslında ne klasik müziğin ne de caz müziğinin hiçbir zaman bir yardım aleti olmaması lazım. Klasik müziği olduğu gibi kabul edeceksiniz. Radyonuzu açıp, gözlerinizi kapatıp dinleyeceksiniz. Klasik müziğin insanı rahatlattığını söylerler ya, ben bunu yaşım ilerledikçe daha iyi anlıyorum. Geçenlerde Tosca operasını dinliyordum, kendimden geçtiğimi fark ettim, hakikaten acayip bir müzik! Belki yaşım ilerledikçe işin derinliğine yeni inmeye başladım. Sırf piyano çalmakla olmuyor, insanın zekâsı birazcık açıldıkça daha iyi anlıyor klasik müziğin ya da caz müziğinin yüceliğini. İşte bunu anladıkça, bu organizatörlerin bu işi araç olarak kullanmalarına daha çok bozuluyorum. İnsanları yanlış yola sokuyorlar ve sanatçılar da bunu kabul ediyor, daha kötüsü, sanatçı sırf gündeme gelmek istediği için çıkıp çalıyor. Ben kesinlikle böyle yapmıyorum. Hiçbir zaman, bana birisi gelip, "şu konserde şunu çal" diyemez. Ben yemek müziği yapan bir piyanist değilim. Ben kendi projemi sunuyorum ve müziğime başka hiçbir şeyi alet etmiyorum. Bu yüzden doğru yolda olduğuma inanıyorum. Çünkü onun bunun fikrine uyup da bir organizasyona girerseniz, yandınız! Ve ne yazık ki Türkiye bu yolda!
Festivallere bakıyorsunuz, çok iyi sanatçılar geliyor ama bizim Türk sanatçılar kullanılmıyor. Niyeymiş? Türk sanatçısının ismi bilet sattırtmıyormuş! Bu kadar saçma bir şey olur mu? Ben gidip Avrupa`da konserler veriyorum, orada alkışlanıyorum; beni burada davet etmemeleri buradakilerin şanssızlığı. Beni yabancılar seyrediyor, Türk halkı seyredemiyor. Avrupa`dan gelip burada çalan müzisyen arkadaşlarım bana soruyorlar "Sizler neden çalmıyorsunuz" diye. Çünkü Türk insanının kafasında bir eziklik var, bunu yenememiş daha. Klasik müziği Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar yapar diye düşünülüyor hâlâ. Bilet satmak için genellikle yabancı sanatçı tercih ediliyor ve yanlış yanlış organizasyonlar yapılıyor. Bence projelerin gerçekçi olması lazım, yani gerçek müziği dinlemek için icabında on kişi gelecek salona. Sanatçı çalmaya mecbur. İlla izdiham olması şart değil. Anlayan insan gelsin, araştırmacı olan insan gelsin. Bu popüler bir müzik değil ki, kitlelere ulaşsın ya da ulaşmaya mecbur olsun. Bunu ancak ilgilenen insan dinler. Zorla bu müzik dinlenmez, öğretilmez de.

Türkiye`deki durumu özetlediniz, peki dünya geneline baktığımızda nerede duruyor klasik müzik?

Bazı insanlar, Avrupa`da da, Amerika`da da klasik müziğin düşüşe geçtiğini söylüyorlar ama ben inanmıyorum buna. Avrupa ülkelerinde, Pazar günleri sabah onda, on buçukta senfoni konserleri olur, gidin bakın, bilet bulamazsınız. Berlin`e gidin şimdi, bilet bulamazsınız, ya da New York`a, Carnegie Hall`a gidin, bilet yoktur. İyi yapılan müzik her zaman tutar. Onlar tradisyonlarını korudukları için kültür seviyeleri yüksekte oluyor. Onlar bozmuyorlar tradisyonel olanları. Tabii, orada da işi show business tarafından alıp, insanlara yaklaştırmak için, Mozart`ın içinde şaklabanlık yapanlar olabiliyor; fakat onlar uzun süre kalamıyorlar zaten. Mesela Vanessa May, nerede şimdi? Yok. Nigel Kennedy? O da yok. Ama bir Richter, Horowitz, hep bunların isimleri kalacak. Çünkü onlar hakikaten klasik müzik yaptılar, hiç oynamadılar müzikle. Her zaman için bestecinin arka planında kaldılar. Oysa Nigel Kennedy`ye bakıyorsunuz, mesela Vivaldi`nin Dört Mevsim`ini çalıyor, fakat herkes Nigel Kennedy diyor, Vivaldi`yi kimse konuşmuyor. Demek ki bu işte bir yanlışlık var. Ben bir konsere gittiğimde, ilk önce Beethoven dinlemeye gidiyorum, ondan sonra yorumcuyu seviyorum. Asıl önemli olan Beethoven. Tabii ki bir sanatçı yorumuyla, tekniğiyle, kişiliğiyle sevilebilir ama Almanya`da mesela, çoğu insan, "Bugün güzel bir Beethoven dinledik" diyor. Bence bu daha hoş bir şey. Burçin`den daha önemli yani. Çünkü o Beethoven sonatı belki yüz bin piyanist çalıyor aynı gün. O kadar çok çalan var, o kadar değişik yorum var. Ama en büyükler, besteciler. Türkiye daha bunun farkında değil. Yanlışlık zaten orada başlıyor.

Türkiye`deki, zaten son derece az sayıda olan klasik müzik dinleyicisi ne kadar bilinçli? Neyin iyi, neyin kötü olduğunu ayırt edebilecek düzeyde mi?

Birincisi, Türkiye`de müzik eleştirmeni var mı? Bence yok. Menajer var mı? Yok. Organizatör denilen kişiler var ama düğün işleriyle uğraşan adam klasik müziğe de bakıyor. Bu sektör ne yazık ki daha oturmadı. Sanatçılara gelince...Ben iyi veya kötü diye yorum yapmak istemiyorum sanatçı hakkında, çünkü hakikaten sahneye çıkmak zor bir şey. O insan kötü çaldığında sahnede, zaten mahvoluyor konserden sonra. Otel odasına gittiğinde, sazıyla yalnız kalıyor. İstediğiniz kadar "Mükemmel çaldın" deyin ona, o kendisini kandıramıyor zaten. Seyirciye gelince, belki sahiden hoşlanmıştır da alkışlıyordur. Onların takdiri. Benim hiç beğenmediğim bir piyanisti siz ayakta alkışlayabilirsiniz. Ben, daha estetik, makine gibi çalmayan, ruhunu, zindeliğini müziğe aktaran sanatçıyı seviyorum. Bazısı da şov yapan piyanisti sever. Yanlış çalıyordur ama sizi kendisine çekmesini bilir. Bu da bir sanattır. Kötü çalıp da alkış almak da bir sanat bence. Türkiye`de çok var böylesi. Son zamanlarda televizyonlarda bir takım popüler müzik yarışmaları yapılıyor. Adam üç haftada star oluyor. Şimdi ben bu adamı nasıl alkışlarım? Yaptığı işe bir şey demiyorum, kazansın parasını, helal olsun ama bu kadar basit olamaz. O zaman ben aptalım! Otuz sene uğraştım bu işle, adam beni üç haftada ezdi geçti! Ama ne oluyor, o üç ay kalıyor orada, ben otuz beş yıl sonra da isim olarak kalıyorum.
Bu noktada yüksek sanatla popüler olanın ayrımından söz etmek gerekiyor. Birisi halkı eğlendirme amaçlı, gündelik müzik üretiyor diğeri ise yüzyıllar sonrasına kalabiliyor. Bu ikisini çok da birbiriyle kıyaslamamak gerekiyor belki de.
O sektöre karşı olmak gibi bir niyetim yok, karşıyım aslında ama karışmak istemiyorum. Ancak şunu söylemeliyim ki, popüler müzik sektörü zaten az olan klasik müziği fazlasıyla etkiliyor. Zaten klasik müziği dinleyen çok az insan var; gençler devamlı popüler kültüre kayıyor ve ne yazık ki üç sene geçiyor, beş sene geçiyor, gençler bir türlü anlamıyorlar bu müziğin banal bir şey olduğunu, çünkü kültür seviyeleri o kadar düşüyor farkında olmadan.
Röportaj: GÖKÇE TUNCER

Röportajın devamı için tıklayın

istanbul.net.tr

Kare Kod (QR) Uygulaması

Sitemizde yer alan Mekan sahipleri ,etkinlik düzenleyenler, Kare (QR) kodunuzu oluşturun, bilgilerinizi mobil kullanıcılarla kolayca paylaşın. Oluşturduğunuz kare (QR) kodu yazıcınızdan basarak hemen kullanabilirsiniz.

Herhangi bir yorum yapılmadı ilk yorumlayan siz olun...
Yorumlar yaparak sesini duyur..!

İlginizi Çekebilir

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter İnstagram Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT