İstanbul Hanımefendisinin Ağzından: Eski İstanbul`da Çokeşlilik-2 - Leyla Neyzi


Yazları da, Erenköy civarında Zühtü Bey Köşkü, Müneccim Köşkü, Fahrettin Kerim Bey Köşkü gibi çeşitli köşklerde yaşarlar:
Babam ölmeden en son Göztepe`de Fahrettin Kerim Bey köşkünde oturduk. Bizim "karşıki bahçe" dediğimiz yerde zerzevat yetiştirirlerdi.

Bostan kuyusundan atla su çekilir, bahçe sulanır. Mutfak dışarıda, ahçıyla çırağı da erkek olurdu. Yağ, tenekeyle gelir, yumurta pişirerek ya da helva yapılarak tecrübe edilir. Köşkün bahçesinde Damat Salih Paşa, Topal Sait Bey ve diğerleri ıhlamur ağacının altına otururlar. Ben çocukken, "acaba ben de ileride bunlar gibi konuşabilir miyim?" diye bakardım. Konuşmaları başka, nezaketleri başkaydı.

Seniha Hanım, çocukluğunda masada gümüş takımlarla yemek yendiğini anımsıyor:

Babamın halası vardı. onlar çok alaturkaydılar. Yer sofrasında yemek yerlerdi. Bizim evimizde takımlar gümüştü, servis yapılırdı. Onun için babama "Alafranga Fuat Bey" derlermiş. Ev kıyafetleri vardı ham ipekten, sadakor gibi. Yeşil puantiye bir kravat. Soeur`lerde işletirlermiş, incecik fistolarla markası işlenmiş keten gecelikleri vardı. Kürkü olurdu, evler tabi sobayla ısıtılıyor. Ama biz babamızı hiç gecelikle görmedik.

Bugünkü gözle bakıldığında, evdeki ortaklar arasında şaşırtıcı bir uyum sözkonusu:
Çok iyi geçinilirdi, en küçük bir zırıltı çıktığını bilmem. O kalabalık ailenin içerisinde yabancı gelmezdi, bir babanın iki karısı olması. Çıt çıkmazdı. herkes birbirine saygı sayardı. Üvey annem de olsa sadrazam torunu, hanımefendi bir kadın. Evi o idare ederdi. Yemekten sonra üvey annemin kızkardeşi piyano çalar, alaturka şarkılar söyelerlerdi. Bizim ayrı dairemiz olurdu.

Ama alttan alta gerginlikler yaşanmaktadır. Maggie`nin evi kapatılır, kendi ailesiyle görüşemez, çocuklarına anadilini öğretemez. Fuat Bey ölünce de, çocuklarıyla ortada kalır:

Annem köprüleri yıkmış, buraya girmiş. Evde Türkçeden başka dil konuşulmazdı. Nasıl tahammül etmiş, nasıl susmuş? "Babanız üzülür" derdi. Çok güzel bir şey. Ama herhalde mutlu olmamıştır. İmkan yok, alışmadığı bir muhit.

Evdeki Kızları Kesin

Eski İstanbul`daki birçok köşkte olduğu gibi, Fuat Bey`in evinde de hizmetkarlar çoktur:
Köşkün bahçesinde kümesler var. Tavuk kesilmezdi evde. Babam kıyameti kopartır, "evdeki kılzarı kesin bari, biz büyütüyoruz bunları" derdi. O zaman böyle dışarıdan parayla adam tutulmazdı. Kızları alırlar, hatta çift alırlardı ki, kardeş gibi olsunlar.Gülter`le Pertev, Peyman`la Servet, Mebruke`yle Vildan. Mebruke Dadı`yla bebaber Vildan Dadı`yı almışlar. Çamlıca`da gezerken bir celebe rastgelmişler, mavi gözlü, güzel bir kızı varmış. "Biz büyütelim" demişler. Mebruke Dadı`mız araptı. onsekiz yaşındayken babama hedciye getirmişler. Babam dizinin dibine oturtur, "Kadife dadı" derdi. "Dadı" derken üzülürüm. O bir hanımefendiydi. Mebruke Dadı`ya kışın ayrı ilaç alınır, "sıcak memeleketten gelmiş, bu kıza bakmak lazım" derdi babam. Bir gün küçük kız kahve getirdi, döndü çıktı. ebruke Dadı, "Nasıl arka döner? Geri geri çıksın" dedi.

Geri geri çıksın devrini ben bile bilmiyorum! Kızların bellerinde, üstüne atlastan eflatun menekşeler işlenmiş anahtarlıklar vardı. O anahtarlarla kileri açarlardı. Kilerden sabah üvey annem evin erzağını kızlarını verirdi. Aç adama sofraya servis yapılırdı. üvey annemin halasının Çerkez kalfaları vardı, Meleksima`yla Cemalifer. Reçel kaynatırlar, bahçede maltız yakar, bamyayla aside yaparlardı. Annem akşam kızları toplar, dikiş öğretirdi. Pardayanlar, Güzel Prenses gibi romanlar okurlardı. Herkes dinler, biz de yatağımıza yatar, bayılırdık çocukken. Evin içi yaşamakiçin zevkliydi.

Her İş Muhteremdir
Babası Mısır`dayken, Maggie Seniha`yı Dame de Sion`a verir. Fakat ortağının çevresi, "kızlarını yabancı mektebe verdi, Hıristiyan yapacak" diye şikayet edince, Kadıköy`deki Terakki Mektebi`ne yollar. Seniha Hanım, siyah tafta kurdeleler takan Bedia Muvahhit`i orada gergef işlerken anımsıyor. Daha sonra Haydarpaşa`da Osmanlı İttihat Mektebi`ne ve Çamlıca Mektebi`ne gider. Çamlıca Mektebi`nde bütün sınıf tifo olduktan sonra, yatılı okuldan vazgeçilerek Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman Mektebi`ne verilir. Özgür yetişen Seniha Hanım, on iki-on üç yaşındayken tek başına Göztepe`den İstanbul`a inip babasıyla buluşur:

Çok severdim babamı. Çok teklifsiz olamazdık ama, Göztepe`de bahçenin önünde beklerdim gelecek diye. Çok güzel yazılar yazan, güzel konuşan bir adamdı. Çok esprisi vardı. "Bir dille insan olmaz, birkaç dil öğrenmeniz lazım. Şekilperest olmayın, zaman değiştikçe hükümler değişir, hiçbir şeye bağlanmayın" derdi.
Seniha Hanım, genç kızlığında heves edip çarşaf giydiğini anımsıyor:

İnsan özeniyor. Bir sene bana kahverengi ipekten bir çarşaf diktirdiler. Göztepe istasyonunda, pelerinli çarşafla ökçeli ayakkabıyı çıkarıp eve yürüdüğümü biliyorum. Bir daha giymedim.
Fuat Bey, mütareke senesinde (1918) elli dört yaşında kalp krizinden ölür. Züleyha Zafer Hanım, kocası öldükten sonra otağıyla çocuklarını istemez. Zor durumda kalırlar. Seniha Hanım, Alman Lisesi`nden Erenköy Lisesi`ne geçmeye mecbur kalır. Liseyi bitirdikten sonra Robert Kolej`in o zamanki müdüryle tanışma fırsatını bulur. Dr. Mary Mills Patrick, Seniha`yı Robert Koleji`n yeni açılmış olan tıbbiyeye hazırlık sınıfına burslu olarak kabul eder. Seniha Hanım, Dr. Patrick`in sözlerini unutamıyor: "Her iş muhteremdir. Biz sadaka vermeyiz. Sadaka insanları kırar. Burada Rus prensesleri var, bulaşık yıkıyorlar."

Seniha Hanım`ın Robert Kolej`le yıllar boyu sürecek olan ilişkisi böylece başlar. okulda ilk önce İngilizce öğrenir. Çünkü Maggie, anadilini çocuklarına öğretmemiştir:
Anneme kendi mecmuaları gelirdi. "Siz babanızın kızısınız" diyerek, bize göstermezdi. Ya korkardı, yahut saygı duyardı. Annem bizim üzerimizde tesir etmemiş. Ben o kadar Türküm ki. Teyzemin torununu bile akraba olarak göremiyorum. Son derece sıkı Türk terbiyesi almışız. Milli duygularımız kuvvetliydi. Biz Göstepe`deyken uçak sesleri olur, "girin içeri, bahçede durmayın" derlerdi. Fenerbahçe`de Senegalliler vardı. Yabancı askerler görünce deliye dönerdik. Bizim için İngilizlik, Hıristiyanlık , yok böyle bir şey. İstanbul`un kurtuluş gününü hatırlıyorum. Kolej`deyim, bir arkadaşla bayram ederek tepelerden ta köprüye yürüdüğümü biliyorum.

Kaynak: İstanbul`da Hatırlamak ve Unutmak, Leyla Neyzi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, S:199-203