19. Yüzyılda Osmanlı Başkenti: Değişen İstanbul-8

Zeynep Çelik

Nasıl ki, Napoléon Bonaparte`ın anıt mezarı olan Hotel des Invalides, III. Alexandre Köprüsü`nün odak noktası ise, Bouvard müstakbel köprünün güney ucundaki Yeni Cami`yi (1603) aynı amaçla kullanmayı tasarlıyordu. Köprünün güney ucu Bizans zamanından beri canlı bir rıhtım olmuştu ve yoğun bir deniz trafiğine sahipti. Bouvard sahilleri açmayı ve Yeni Cami`nin önünde geniş bir meydan yaratmayı önerdi. Bu meydanın sınırları, camiyi çerçeveleyen iki çeyrek daireden oluşacaktı. Proje bu iki yapısıyla Mimar Davioud`nun 1878 Paris Dünya Fuarı için yaptığı Trocadéro Srayı`nı andırmaktaydı.

İki binanın Haliç`e bakan üç bölümlü ve kubbeli uç cepheleri, revaklı kavisleri olacaktı. Ancak, İstanbul`daki ölçek daha küçüktüi ikiz binalar Paris`teki uygulamanın aksine bağımsız binalardı ve kubbeleri İstanbul`un camilerinden esinlenmişti. Bu projede Yeni Cami`nin kubbesi yeni Galata Köprüsü`yle kavramsal uyum içindeydi ve III. Alexandre Köprüsü`nün görünüm hattının ucundaki Invalides ile aynı işlevi görmekteydi. caminin kubbesi de Trocadéro Sarayı`nın kubbesini hatırlatıyordu. Ancak cami Bouvard`ın projesindeki simetri anlayışının hakkını veremiyordu. Minareler her ne kadar Trocadéro`nun kulelerine benzese de simetrik olarak köprüye bakmıyorlardı. Batıda kalan cami avlusu da simetriyi bozuyordu. Bouvard, köprünün iki taşıyıcı ayağını köprünün uçlarına koyarak bu kusuru gidermeye çalıştı.

Haliç`in iki yakasını bağlayan köprü kentin en işlek noktalarından biriydi. Bouvard`ın önerdiği projeden birkaç yıl önce De Amicis, köprünün üzerindeki manzarayı şöyle tasvir ediyordu:

Burada durarak bir çeyrek saat zarfında bütün İstanbul`un önünüzden geçtiğini görebilirsiniz... Ahali büyük bir renk dalgası halinde geçip gider ve her grup değişik milliyetleri yansıtır. Kılıklarda en abartılı tezatları hayal ediniz, her tip ve sosyal sınıfı, ama gene de en müthiş rüyalarınız bile gerçeğin yanında silik kalacaktır; on dakika zarfında, birkaç adım içinde, şimdiye değin thayyül dahi edemeyecğiniz bir ırk ve kıyafet çeşnisi ile karşılaşırsınız.

Burada De Amicis gelip gidenlerin bir listesini vermektedir: Türk hamallar, tahterevana binmiş bir Ermeni hanımı, Bedeviler, Rumlar, külahı ve deve kılı harmanisiyle bir derviş, maiyetiyle bir Avrupalı sefir, siyah astragan kalpaklarıyla İranlı askerler, yanları aöık uzun sarı elbisesiyle bir Yahudi, sırtında çocuğuyla bir çingene, bir Katolik papazı, çiçeklerle süslenmiş bir arabada morlara ve yeşillere bürünmüş hanımlar, bir Pera hastahanesiden bir rahibe, maymun taşıyan Afrikalı bir köle ve son olarak falcı kılığında bir meddah. Konuyu özetlerken De Amicis şu ifadeye yer verir: "Her an değişen ve gözün izlemekte güçlük çektiği biz mozaikle karşı karşıyasınız, sihirli bir dürbünün içinde bir görülüp bir kaybolan bir ırk, kıyafet ve din bileşimi". Bouvard`ın köprüsünün bu eski çevrede rahat eden bu renkli güruha yeterli olabileceği şüpheliydi. Yukarıda tasvir edilen keşmekeş herhalde Bouvard`ın çizimlerinde düzenli, şık Paris atmosferiyle müthiş bir tezat oluştururdu. Resim2: 1913 yılı civarında Galata Köprüsü`nden Galata`ya bakış)

Bouvard`ın avan projesi aslında bir biçim egzersiziydi. Herhangi bir ön çalışmanın ürünü değildi, hatta bazı binaların tam olarak ne işlev göreceği dahi çizimlerde belirsiz bırakılmıştı. Mahalli kültür ve yerleşik hayat biçimleri tamamiyle göz ardı edilmişti. Devasa, boş ve çıplak açık alanların ortaya çıkması ihtimali, görünüşe göre beaux-arts meydanlarının kentin labirentvari dokusuna oturtan Bouvard`ı hiç rahatsız etmemişti.

Kentin mimari mirası "soyutla ve koru" mantığına göre ele alınmış, anıtları birbirine bağlayan kent dokusuna hiç önem verilmemişti. Oysa, anıtların kent dokusuyla irtibatlandırılması, Camillo Sitte`nin ilk baskısı 1889`da yapılan The Art of Buildins (Yapı Sanatı) ve Charles Bulls`un 1893`te yayımlanan Kent Esteiği adlı eserlerinden sonra Avrupa`da belli ölçülerde kabul görmüştü. Bouvard`ın projesinde topoğrafya ve mevcut arterler hesaba katılmadığından proje bir ütopyadan öteye gidemezdi. Son olarak, kendi başlarına yeniden tasarımlanan bölgelerin de birbiriyle irtibatı sağlanmamıştı. Çizimlerde göz kamaştıran Parisvari bulvarlar hiçbir yere ulaşmıyordu.

Bu denli soyut kalmasına karşın, Bouvard`ın avan projesi Osmanlı yüksek bürokrasisi tarafından alkışlandı ve gerçekleşmesi için ödenek ayrılmasına dair irade-i seniyye çıktı. Ancak, bu dönemdeki bir çok büyük proje gibi bu proje de terk edilmek zorundaydı. İmparatorluğun kıt kaynakları Bouvard`ın cömertçe çıkardığı masrafları karşılayamazdı.

Kaynak: 19. Yüzyıl Osmanlı Başkenti: İstanbul / Zeynep Çelik / Tarih Vakfı Yurt Yayınları / S: 96-100

Paylaş:

İstanbul Haritası İstanbul Fotoğrafları İstanbul Tarihi İstanbul Müzeleri Dini Mekanlar Tarihi Eserler Daha Fazlasını Göster

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter Google Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT