Ayşe Tütüncü ile söyleştik...-2

Jazz sanatçısı Ayşe Tütüncü ile jazz, müzik, Türkiye`de müzisyenlik, müzik yaşamı ve gelecek projeleri üzerine...

Paylaş:

Yorumlar:

istanbul.net.tr Ocak 15, 2014

Türkiye’de kadın olmanın ya da kadın müzisyen olmanın zorlukları nelerdir?
Bu soruyu çoğu kişi sormaz. Bu soru bir kadın müzisyeni oldukça açmaza sokan bir sorudur. Kadın müzisyen olmanın bir zorluğu var ve bu benim için çok net. Bir sürü sanatla, müzikle uğraşan kadın için de çok net. Fakat bir erkek için, o konumda olmadıkları için, net değil. Ama bir sorundan bahsetmek, her zaman sıkıcı bir şeydir. Yani, diyelim ki, siz bir balkonda püfür püfür otururken arka odada güneşten beyni dönmüş bir insan gelip, “Ya sen biliyor musun, burası hoş da arka oda ne halde” dediği zaman, bundan ilk önce şu şekilde etkilenirsiniz: “Burada güzel güzel oturuyorduk. Sen ne geldin şimdi arka odadan?” gibi. Dolayısıyla, bir kadın müzisyenin, kadın müzisyenlerin sorunları gibi, bir erkek müzisyeni aslında o anda hiç de ilgilendirmeyen bir şeyle sıkıyor durumuna düşersiniz. Çoğu zaman bu soru zaten sorulmaz. Hele o soru sorulmadığı halde ondan bahsetmeye kalkarsanız, bir monolog olur, adressiz. Ama, şimdi burada bu soruldu. Onun için, en azından adresli olan bir cevap verdiğimi düşünüyorum. Ama, şu şüphe de yok değil içimde, bunun yazıldığı medyada, bunu hiç de sormamış bir takım kulaklar olacaktır. Onların bu cevapla ne kadar ilgileneceğini bilemeyiz... Devam edecek olursak, bir kadının “toplumda kadınlara ayrılmış yerler” dışında bir işle uğraştığı takdirde ne kadar zorlandığı konusu var. Dünyada gerçekten kadınlara ayrılmış işler vardır. Mesela annelik. Bir kadın, ben anneyim, dediği zaman kimse garip garip bakmaz yüzüne. Ama bir kadın davulcu gelip, oturup, davul çalışında o gün hissettiği bir değişikliği size anlatmaya kalktığında, önce bir şaşkınlık yaşanır. Yani, o kadın davulcunun, o stil içi sorundan bahsetmesine kadar önce konu bir bölünür. “Aaa! Davul mu çalıyorsunuz?” diye soru gelir. O “evet” der. Kendi için açık olan ve bin kere anlattığı bir şeyi bir kere daha anlatması gerekir. Bir kadının, davul ile ilgili bir stil sorununu anlatmadan önce, anlatması gereken bir takım zorunlu anlatım hareketleri vardır. Ben eskiden, en kötü olanın bu zaman kaybı olduğunun farkında değildim. Bu sorun karşısında “İçeri bir kadın davulcu girdi” demektense, “içeri davulcu bir kadın girdi” demeyi tercih ediyorum artık. “Davulcu”luğunu “kadın”ın nitelemesi değil de, tersi olsun diye; içeri giren birinin bir cinsiyeti vardır, ya kadındır ya erkektir, o yüzden zaten söylenir. Ama önemli olan davulcu oluşudur, cinsiyeti değil. İşte bu şekilde anlaşılabilse keşke, daha iyi olacağını düşünüyorum. Öte yandan şu da var, belki buna hazır olmayanlar bununla ilgilenmeyebilir, ama bence erkek müzisyenler, çevrelerinde kadın müzisyen olduğunda, biraz daha başkalaşıyorlar. Bu başkalaşımın bir bölümü çok sıkıcı olabiliyor. “Ortada bir dişi var” gibi, sürekli bakılabiliyor. Ama kardeşçe ve dayanışmacı bir bölümü de var. Bu ortam oluştuğu zaman, ki bu uzun süreli çalışmalarda hemen görülen bir şey, “Bakalım Ayşe bunu nasıl hissediyor?” diye bazen sorulur ki, o sorunun içinde, tam da benim kadın bir müzisyen oluşumun kıymetinin hissedilmesi vardır ve ben bunu çok severim. İşte o zaman bu, ayrımcılığa tabi tutulmuş olmanın, aşağı sınıftan kabul edilmenin dışına çıkar. Hatta hiç alakası kalmaz. “O ne de olsa bir kadın, belki de bir kadının, müziğin burasında hissettiği daha değişik olabilir. Bir de bu tecrübeye danışalım” dercesine bir yan vardır. Erkek ve kadın müzisyenler birlikte uzun süre çalıştıklarında, bence yeni bir kaliteye ulaşıyorlar. Ben, ne yazık ki, bu sayının eşitlendiği bir durumda henüz olamadım. Benden başka, en fazla bir kadın olur, bulunduğum müzisyen çevresinde ya da olmaz. Halbuki düşünüyorum, şu daha neşeli bir gurup olurdu, üç kadın iki erkek, ya da dört erkek üç kadın. Karışık bir sayı yani. O zaman, bu kendini yalnız hissetmeler ortadan kalkardı. O gereksiz “Davul mu çalıyorsunuz? Peki siz nasıl oldu da davula başladınız?” ya da “Ben bir kadının kontrbas çalabileceğini düşünmüyorum” gibi bir muhabbetin ortasına düşmek zorunda kalmazdınız mesela. İşin komik yanı, şöyle körlükler olabiliyor; bir bardasınız, sahnede kontrbas çalan bir kadın var ve masanın birinde de bu konu –hatta bu sebeple- açılmış, “Kadın sahnede ya, çalıyor işte,” diyorsunuz, “tamam çalıyor da iyi çalabileceğini düşünmüyorum” diyor. Sürekli bir şüphe var ve o şüphenin bir gölgesi var üstümüzde sürekli olarak. Bu kadar zan altında da müzik yapmak zor oluyor yani. Bunu çok da kendim için söylemiyorum. Çünkü, ben bu konuda belki de çok şanslıyım. Allah için bir müzisyen arkadaşım da “ Sen çalabilecek misin bunu bakalım?” demedi ya da bu hissi veren hiçbir şeyi şahsıma yönelik görmedim. Ama, şöyle şeyler yaşadım mesela, 70 yaşlarında, dünyanın en önemli jazz piyanistlerinden birinin workshop’una gitmiştim. 70 yaşında oluşunu şundan söylüyorum, o da kendi yetiştiği dönemin kuşağının değer yargılarıyla bakıyor. Kendisi siyah. Aslında, siyah olan birinin ayrımcılık yüzünden yeterince acı çektiğini düşünebiliriz. Ama, tabi jazzcı olunca siyah olmak tam tersine. Belki de, bir sürü beyaz, jazz söz konusu olduğunda, yüzünü boyatıp siyah olmak istiyordur... Her neyse, sınıfta workshop yapılıyor, adam çok tatlı bir adam, müzisyenliğine tek laf edemem, çok şey öğretti bize 5 gün içinde, herkes piyanonun çevresine toplanmış, bir ara döndü müzisyenlere bakarak “ Biz, müzisyenler yaratıcı olmak zorundayız. Çünkü zaten kadınların rahimleri var ve onların yaratıcılığı doğurganlık üzerinden gidiyor” dedi. Ben bir tuhaf oldum. “Acaba ben saydam oldum da adam beni göremiyor mu?” dedim kendime. Tek piyanist kadın bendim. Bana burada en kötü gelen cümle şu, “Biz, müzisyenler yaratıcı olmak zorundayız. Çünkü zaten kadınların rahimleri var”. Bu cümle bütün mantık dersi kurallarına göre şunu söyler, biz = müzisyenler, onlar= kadınlar. Biz dediği erkeklermiş o zaman. Demek ki, adamın konuşma dilinde, gündelik bir cümle kurarken, müzisyenler sınıfına, kadınlar dahil olamıyor. Dilin, kadın müzisyeni içermemesi, kadın müzisyene yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Ben, 40 tane böyle cümle duysam ve küçük bir kızsam, neden müzisyen olmak isteyeyim ki? Bu, sadece Türkiye’ de yaşanan bir sorun da değil, gördüğünüz gibi.
Başarılı kadın müzisyen sayısı oldukça az. Neden sizce?
Aslında, ben, bunu demin cevaplamış oldum. Çünkü, bir kişinin başarılı olması için, çok uzun yıllar gerekiyor. İçinde o ateşin yanması, o kıvılcımın düşmesi, o arzunun olması gerekiyor. Neticede bir hayal taşımaktır kafada. Acaba olabilir mi? Piyano alabilir miyim? Benim harcım olabilir mi? diye düşünmektir önce. Kendini aday görmektir. Aday görmesi için etrafta onu destekleyen birilerinin olması lazım. Benim çevremde de “Otur oturduğun yerde, kızlar piyano çalmaz.” diyen birileri olsaydı, ne yapardım bilmiyorum. Ama, annem biraz piyano çalardı ve ben, her piyanonun başına geçtiğimde “Ne güzel çalıyorsun, çalsana” diyen insanlar vardı çevremde. Piyano çalmanın, müzisyen olmanın, esasen erkek işi sayıldığını, çok sonraları öğrendim ben. Ne yapacağıma karar veren, baskıcı ve engelleyici kimse yoktu benim çevremde. Ama, baskıcı bir ortamda olan birinin, kendini bu işe aday görmesi beklenemez. Çünkü bir alet çalmanın, hele onu kolunun bir uzantısı gibi benimseyerek çalmanın önemli bir bölümü de “o aleti çalıyor olmayı” hazmetmektir. Bu hazım ise çok teşvik ister ve uzun yıllar alır. Başarılı kadın müzisyen sayısı neden az? Bu nedenlerden az. Bir de, başarının konuşulabilmesi bile pek mümkün değil, rekabet yok çünkü. Erkekler arasında bir rekabet var. Fakat, kadın müzisyen sayısı o kadar az ki, rekabet ortamı olması biraz zor. Halbuki rekabet, bolluk, bereket lazım; başarı “çok” un içinden sivrilir.
Röportajın devamı için tıklayın

Ayşe Tütüncü ile söyleştik...-2

istanbul.net.tr

Kare Kod (QR) Uygulaması

Sitemizde yer alan Mekan sahipleri ,etkinlik düzenleyenler, Kare (QR) kodunuzu oluşturun, bilgilerinizi mobil kullanıcılarla kolayca paylaşın. Oluşturduğunuz kare (QR) kodu yazıcınızdan basarak hemen kullanabilirsiniz.

Herhangi bir yorum yapılmadı ilk yorumlayan siz olun...
Yorumlar yaparak sesini duyur..!

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter Google Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT