Ayşe Tütüncü ile söyleştik...-3

Jazz sanatçısı Ayşe Tütüncü ile jazz, müzik, Türkiye`de müzisyenlik, müzik yaşamı ve gelecek projeleri üzerine...

Paylaş:

Yorumlar:

istanbul.net.tr Ocak 15, 2014

Ülkemizdeki jazz dinleyicisi profili ve size gelen tepkiler nasıl?
Ben, ülkemizdeki jazz dinleyicisini tanıdığımı iddia edersem yanlış olur. Çünkü benim yaptığım iş, tam olarak jazz değil. Elbette ki jazz da var işin içinde, ama ben müziğimi, bir konserde ya da bir barda çaldığım zaman yalnızca sadık jazz dinleyicisinin geldiğini söylemek yanlış olur. Onun için, saf jazz dinleyicisini tanıma alışkanlığım, çok fazla yok. Çünkü, benim yaptığım müziğin içinde, klasik müzik sevgim ve eğitimimden gelen klasik müzik damarı da var, rock müziğin içinde de yer aldım uzun bir müddet, fusion müziği içinde yer aldım. Tema olarak folklorik şeylerle yakınlığım var. Altını çizen bir jazz vurgusu da var. Ama daha ziyade, çaldığım zaman, bütün bunların hepsiyle ilgilendiğini tahmin ettiğim bir dinleyici geliyor. Jazz ise ülkemizde son 20 – 25 yıl içinde giderek dokunma mesafemize girmiş bir müzik. Yani görerek, yanı başınızda canlı çalınması. Bütün bu koşullara rağmen iyi bir dinleyicisi olduğunu düşünüyorum. Ama bunun caz müzisyenlerini yaşatmaya yetmediğini söylememe bile gerek yok. Ayrıca bizde, bir müzisyenin kendi işini bitirip, yandaki barda, başka bir müzisyeni dinlediği, bir şeyler kaptığı, birbirlerini ilerlettikleri çok yoğun ve çeşidi bol bir yaşantı görülemez maalesef. Böyle bir imkan yok çünkü. Bir müzik, koca bir camianın çabası ile ilerler ve Türkiye’ deki jazz camiası, bütün bu olanaksızlıklara rağmen yaşayan bir camia. İçlerinde bir sürü ateş yakılmış insan olduğunu söylemek lazım herhalde. Bana gelen tepkiler için ise, North Sea’ den bir örnek vereyim. Hollanda ve Türk radyolarında çalışan radyocu bir kadın, konseri dinlemeye geldi. Sonra röportaj yaptı. Çok canlı bir konser oldu ve seyirci gerçekten ayakta alkışladı. O da çok heyecanlanmış, merak edip çıkışta, 8-9 kişiye mikrofon tutup, konserin nesini sevdiklerini sormuş ve toparladığı şeyi özetledi bana. İki şey söyledi, bir tanesi “Çok uzun –10,13 dakika süren- parçaları var, bu parçaların bölümleri var, -mesela bir kolaj, 4 bölümlük- ve bu parçaları takip etmek belki de kolay olmayabilirdi, sıkıcı da olabilirdi, ama öyle hiç öyle olmuyor. Grafikleri, dinamikleri o kadar güzel ayarlanmış ki parçaların, her an bu defa ne olacak, yeni ne çıkacak parçanın bu dönemecinde, diye merakla dinliyorum ve hiç sıkılmadım. Bütün konser çok eğlendim” cevabı. İkincisi de, “Sahnede, çok eğlendiklerini hissediyorum, hem çalıyor olmaktan çok memnun görünüyorlar, hem de birbirleri ile ilişkileri çok hoş sahne üstünde. Hem kendilerini eğlendiriyorlar, hem beni” diye bir cevap var. Dedim ki, bir müzisyen daha ne duymak ister. Buradaki konserlerimizde de bu tip tepkiler alıyorum.
Müzik bireysel bir sanat değil. Besteyi yapan kadar yorumlayanlar da önemli. Bir müzik gurubunda tüm müzisyenlerin aynı dünya görüşünü paylaşmaları da mümkün değil. Siz bir gurubun baş kahramanı olarak bu fikir ayrılıklarını nasıl ortadan kaldırıyor ya da bestelerinizin doğru yorumlanmasını nasıl sağlıyorsunuz?
Bence, bunun tılsımı, o insanların hayatta birbirleri ile nasıl vakit geçirdikleri ile ilgili. Değişik müzik tarzları, değişik yaşam biçimleri getiriyor. Bunu çok genelleyecek olursak, 1940 yılında, Newyork’ ta, jazzcıların nasıl yaşadığı ile, 1970 yılında, rockçıların nasıl yaşadığı değişik manzaralar sergiliyor. Ama, bir şey var ki, birlikte müzik yapan insanlar, eğer birlikte müzik yapmayı çok seviyorlarsa, zaten bu onların bir yakınlıkları olduğundandır. O yakınlık da, konserden konsere bir araya gelerek kurulamaz. Dolayısıyla, hem müziği, hem başka şeyleri paylaşan insanların, bir besteyi hissedişlerinde, benzerlik oluyor. Ama, çeliştiği yerler de olur tabi ki. Ama bence, bir gurubun sahnedeki başarısı, sahneye çıkmadan önce yaptığı şeylerin bir sonucudur. Mesela, biz prova yapmayı çok seven bir gurubuz. Bu guruptaki çoğu müzisyen arkadaşımla, daha önce de Mozaik gurubunda çalmıştık, uzun bir tarih var arkada. Ama, guruba sonradan katılanlar da,provada çok eğlenen insanlar. Dolayısıyla, prova çok canlı bir yer benim kafamda ve arkadaşlarımın kafasında da öyle. Yeni bir takım şeylerin keşfedildiği, hazırlanmış bir fikrin denendiği bir yerdir prova. Acaba, düşündüğüm gibi çıkacak mı somutta, diye heyecanlanırım. Siz bir şey düşünürsünüz, diğerleri bunu o kadar iyi anlar ve somutlar ki, ortaya bazen daha da güzel bir şey çıkar ve kendinizi çok iyi hissedersiniz. Bir sürü çelişki de olabiliyor. Bazen birisi tutturuyor, ben onu, orada, öyle çalmayacağım, bana iyi gelmiyor onu orada öyle çalmak. Siz de diyorsunuz ki, sen bir dene, bir çal, bak ne olacak. Yani, tam bir insan ilişkisi. Onu ikna etmeniz lazım ya da onun sizi ikna etmesi lazım. Çok canlı bir ilişkidir prova. Bir parçayı oluşturan bir sürü aşama var. Alet başında besteyi yapmak, bestenin fikrini bulmak, masa başında yazıyla onu değiştirmek, provada deneye deneye değiştirmek, sahnede beklenmedik yeniliklerle güzelleştirmek ve sololarla ilerletmek. Çelişki çıkabilecek çok aşama var. Ama, bu çelişkileri tamir edecek de çok aşama var. Hepsi birer imkan.
Müziğinizi neler besliyor?
Müzikal kaynaklar ve müzikal olmayan kaynaklar besliyor. Müzikal kaynaklar deyince, benim kafamdan geçen müziklerde çeşitli damarlar oluyor. Biraz önce saymıştım, klasik müzik, rock adabı, folklorik tema, ritmik kalıplar, jazz, aksak ritmler, jazz deyince swing, zaman... Bunların hepsi besliyor müziğimi. Daha önce bir araya konulmamış şeyleri bir araya koyup, eğer iyi gidiyorlarsa, onları bir arada yaşatmayı çok seviyorum. Parlak fikri eninde sonunda bulursunuz. Ama sonra düzenleme işin önemli bir kısmı. Müzikal olmayan kaynaklar ise, edebiyat, hikaye, roman okumak, tarihle ilgili şeyler, mesela biyografi okumayı da çok severim. Sinema ve tiyatro tabi ki, psikoloji, psikanaliz üzerine düşünmek ve o konuda yayınlanmış şeyleri okumak. Ayrıca rüyalarımı düşünmek, onları yorumlamak. Düşünsenize, her akşam yatıyoruz ve içimizde bir yerde 5 adet kısa film sergileniyor.
Volkan Öktem ile yaptığım bir röportajda “Hep müzikten konuştuk, ama hayatta müzikten başka şeyler de vardır. Müzik dışında da insanın sosyal olması ve bu hayattan kopmaması lazım. Gerçekten her şeyin çoğu zarar ”demişti. Sizin de, sanatçı olmanızdan kaynaklanan, hayattan kopuk yaşadığınızı düşündüğünüz anlar oluyor mu?
Anlar oluyor tabi ki . Aslında bütün sorularınız birbirini besliyor. Güzel sorular yani. Müzik yapmanın insanlarla içi içe olan bölümleri olduğunu konuşuyorduk ya, bir de, yapayalnız yapılan bölümleri var. Mesela, saatler boyu, kendi enstrümanını çalışmak, kendi müzikal zaaflarını çözmek için çalışmak, kendi çalışın üstüne düşünmek, kulaklığı takıp, defalarca, bir parçanın, bir bölümünü dinlemek, bir sürü boyutu var, insanın tek başına saatler harcadığı. Bu saatleri de geçirmek gerekiyor, yalnız oluyorsunuz, izole oluyorsunuz. Çocukluğumda, gençliğimde insanların normal olarak yaptığı bir takım şeyleri yapmadığımı ve kaçırdığımı görüyorum. Mesela ben yakantop oynayamadım. Çünkü benim o saatte piyano çalışıyor olmam gerekiyordu. Ne önemi var, diyeceksiniz belki, ama var önemi. Oyun oynamak gerekiyor çünkü. Ya da evinizde en aşağı 4-5 saat çalışıyorsunuz. Bir iş yerinde değilsiniz. Müzik size çok şey kattığı gibi, bazı damarları da köreltmeye başlıyor. Onun için Volkan’ ın dediği çok doğru, insanın bunu kendi bilinciyle, belli bir dozun üstüne çıkartmaması lazım. Bir de bakıyorsunuz, nice zamandır yapmadığınız, bir sürü şey var. İnsanlar sizi aramaktan vazgeçmişler, çünkü her aradıklarında, çalışıyorum, gelemem, demişsiniz. Gerçekten izole eden bir yanı var. İnsanın dikkatli olup, kendini ikaz etmesinden başka bir yol yok.
Röportajın devamı için tıklayın

Ayşe Tütüncü ile söyleştik...-3

istanbul.net.tr

Kare Kod (QR) Uygulaması

Sitemizde yer alan Mekan sahipleri ,etkinlik düzenleyenler, Kare (QR) kodunuzu oluşturun, bilgilerinizi mobil kullanıcılarla kolayca paylaşın. Oluşturduğunuz kare (QR) kodu yazıcınızdan basarak hemen kullanabilirsiniz.

Herhangi bir yorum yapılmadı ilk yorumlayan siz olun...
Yorumlar yaparak sesini duyur..!

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter Google Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT