Kayıp Kuşak Hakkında...-2

Yazar Hikmet Temel Akarsu ile "Kayıp Kuşak" kitap serisi üzerine...

Paylaş:

Yorumlar:

istanbul.net.tr Ocak 15, 2014
Aleladelik sizce nedir?
Aleladelik, sıradanlaşma, soysuzlaşma, değer yargılarının yitirilmesi, aymazlık ve kuralsızlıktır. İnsanlar çağın getirdiği ağır ekonomik sorunlarla mücadele etmeye çabalarken yalancı olmuştur, ikiyüzlü, sahtekar ve çıkarcı olmuştur. Erdem ve yüce duygular tastamam bir kenara bırakılmıştır. Bu, aslında kapitalist kültürel anlayışın da vazettiği bir tutumdur. Yani pragmatizm ve makyavelizm... Hedefe gidilen yolda her şeyin mübah olması. Ve tek hedefin para olması. Bir kere insanları bu yarışa girmeye ikna ettiğinizde ondan sonra insanların yapabilecekleri kötülüğün hesabını yapamazsınız. İnsanoğlu, ayakta kalabilmek ve öne geçebilmek, kazanabilmek için olağanüstü korkunç bir yaratık olabilir. O yüzden gerek Antikite’de gerekse de kadim dinsel söylemde insanoğlunun doyumsuzluğu, açgözlülüğü ve bencilliği törpülenmeye çalışılmıştır. Çünkü aksi taktirde dünyanın güçlünün güçsüzü yok ettiği bir savaş alanı olmasından ve vandallığın kaim olmasından korkulmuştur. Erdem’e dair bu söylem neredeyse tümüyle vazgeçmek ve yetinmek esasına dayandırılmıştır. Bu, bugün de gereklidir. İnsanlığın ayakta kalabilmesi için zorunludur hatta... Yani, yeni bir ahlak dizgesi oluşturmak...
Kitapda çok miktarda üstmetinden yararlanılarak değişik bir edebi üslup tutturuluyor. Bunu ne amaçlayarak yaptınız?
Üstmetinler, “Aleladelik Çağı”nı yazarken çok itibar ettiğim insanlığa ait erdem fısıltılarıdır. İlk bölümde aile büyüklerimin ve Anadolu bilgeliğinin vazettiği erdemli sözler kullanılmışken ikinci bölümde bunu klasizmle bağıntılandırma yoluna gittim. Ve insanlığın “idealist” söylemlerinden yararlandım. Çünkü bunlar ibret verici ifadelerdir. Bugün, otuz yıl üst-üste yüzde yüz enflasyon yaşayan bir toplumun yıkılmaması olanaksızdır. Ama Türkiye ayaktadır. Bu neden? Çünkü bizim tarihi referanslarımız ve bilgeliğimiz müthiştir. Anadolu bilgeliği, merhametin, paylaşmanın, erdemin, aşkınlığın, kardeşliğin anavatanıdır. Ve bu toplulukta yaşayan en adi hırsız bile bir nevi Robin Hood’dur. Çaldıklarını getirip ailesine, sevdiklerine, yoksullara filan dağıtır. Bu, bizi ayakta tutmaktadır. Her ne kadar kapitalist değer yargılarının hakim olduğu kentlerde bu değişmekteyse de yıkım ve felaketten başka bir şey getirmemektedir...
Aleladelik Çağı’nda aile büyüklerimden işittiğim veciz tümceleri epigraf olarak kullanmam aynı zamanda bir nevi allegoridir. Mesela babamın sözü; “Kurban etiyle köpek tavlanmaz!” Eğer bir toplum kurban etini köpek tavlamakta kullanırsa ondan sonra başına gelecek her şeye razı olmalıdır. Mesela en eski ibret öykülerini düşünün; mesela bir öyküde bir kız çocuğunu ekmeğe işerken görürseniz, o toplum yanmıştır... Başına her türlü felaket gelecektir ondan sonra. Bunu bilmeli ve ona göre davranmalıdır insanlar ve klasizm bize buna dair sayısız ibret vesikası sunmaktadır. Üstelik hepsinin de gelip dayandığı yer “Anadolu bilgeliği ve erdemi” ile çok akraba bir yerdir...
Ve bir yerde müthiş bir kırılma oluşuyor. Tüm değer yargıları alt üst oluyor?
Birinci kitap yani “Alelade Yaşamım” ailesinin ve toplumunun bilgelerine rağmen açgözlülük ve fesatlığa girişmiş bir genç adamın başından geçenleri betimlemektedir. Bu kişi, bu süreç boyunca gitgide battığını farketmekte ama kişisel zaaflarından ötürü kültürel referanslarının vazettiği erdem yönüne girememektedir. Ne vakit ki, soylu değer yargılarıyla kafayı bozmuş bir sanatçının yazdığı tiyatro partisyonlarında klasizmin erdemli kaygılarına tanık olur o vakit anlamaya başlar. İçinde bulunduğu bataklıktan çıkmalıdır ve insanlık kültürü bunun anahtarlarını ona aslında sunmuştur. Onun tek kusuru bunu ona o güne kadar kimsenin öğretmemiş olmasıdır. Onu öğrendiğinde artık büyük bir hesaplaşmaya girmesi kaçınılmazdır.
Osmanlıca ve diğer dillerin etkisinden kaçınmadan yazıyorsunuz. Bu tercihiniz ne anlamda algılanmalı?
Ben dil konusunda fanatik değilim. Dolayısıyla Öztürkçeci de değilim. Ben dilde özgürlükten yanayım. Önemli olan düşüncedir ve bunu hangi kitleye en maharetlice hangi dille anlatabileceksem onu kullanırım... Bu kimi zaman matematik formülleri ise onu da kullanmakta bir beis görmem. Kimya formülü ya da çivi yazısı ya da Osmanlıca hiç farketmez. Önemli olan derdimi mahirane anlatmaktır. Ancak şunu biliyoruz ki Türkçemiz fiil ve kip açısından olağanüstü zengin ve erişilmez olanaklar sağlayıcı olmasına rağmen, sözcük, kavram ve terim açısından oldukça yoksuldur. O vakit ne yapacağız? Mesela bana “ikna etmek” sözcüğünün Türkçe’sini söyleyebilir misin? “İma etmek” ya da “ihmal etmek”... Bunlar yoksa yoktur. Ama biz ifadelerimizde bu sözcüklere başvuruyorsak kimseye hesap vermek zorunda değiliz. Kaldı ki dünya kültürünü içselleştirmek zorunda olduğumuz bir dönemden geçiyoruz. İngilizce bilmeden bilgisayar kullanabilir misiniz?.. Bilgisayar kullanmadan aydın olabilir misiniz?.. Gerçi Türkiye’de olunuyor ama... Boşver... Aleladelik Çağı
80’sonrası, bireycilik, buhran, bunalım ve yadsıma, yabancılaşma gündemdeki temalardı. Bunların edebiyat olarak sunulması gündemdeydi. Buna muhalif, toplumcu bir eğiliminiz var. Sizce bu tespitimiz doğru mu?
Çağımızda edebi ve sosyal duruşlar doğal olarak ekonomik ve kültürel eğilimlerle paralel olarak gelişmektedir. Bu çağın edebi hastalıkları, post-kapitalist toplumların hastalıklarıyla koşut gitmektedir. Post-kapitalist çağ insanlara bireyciliğin en üst aşamasını önerir. Bencil ve yalnız olmayı bir nevi “challenger ya da surviver” olmayı öğütler. Egosantrik, ve yalnız ve kötü olmayı kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görür. Bunun en üst aşaması nihilizmdir. Zaten günümüzde batının önderliğinde yükselen hakim edebi “sound” budur. Anarşizm geniş kitleler içinde taraftar bulmaktadır. Oysa bunun tükenişe başlamanın ilk adımı olduğunu, basit bir Turgenyev okuru bile anlayabilir. Benim bu nihilist tarza taraftar olmam düşünülemez. Yani yine kaçınılmaz son; muhalif olduk. Bireycilik budalalıktır. İnsanlığın hafızası da, yaşama olanakları da, geleceği de, kurtuluşu da birlikte ve bir arada olup sevgi ve kardeşlik için mücadele vermekten geçer. Bu çağın bu lanet akımlarına kapılan zavallı bireylerin “şeytani” ruh takınarak çevrelerine dehşet saçıp varolmaya çabalamaları beyhude bir uğraştır. Bu nedenlerden dolayı ben, size komik gelebilir ama tüm insanlığın sorumluluğunu omuzlarında taşıyan biri gibi davranırım. Bunun gererktirdiği gibi yazmam da kaçınılmaz oluyor sonra.
Çok değişik, alışılmadık, önü açık bir finali var romanın. Bunu ne amaçla yaptınız?
Romanın finalde girift bir kurgusal trükle yarım bırakılarak altı ayrı final versiyonu yazılması tamamen okuru interaktif bir edebi sürece sokma çabasından dolayıdır. Yani istedim ki bu trajikomik öyküyü okuyan her okur kendi finalini yazsın. Bunun için editörümle aramızda geçen bir diyalog da yazdım. Orada alenen okurlardan böyle bir final yazmalarını istedim. Onları buna ikna edebildiysem “Aleladelik Çağı” da sona ermekte demektir.
(KAYIP KUŞAK 1 - ALELADELİK ÇAĞI (Roman-Inkılap-Çıktı)
KAYIP KUŞAK 2 - ÇARESİZ ZAMANALAR (Roman-Inkılap-Çıktı)
KAYIP KUŞAK 3 - YENİKLERİN AŞKI (Roman-Inkılap-Hazırlanıyor)
KAYIP KUŞAK 4 – SEVGİLİ SUPERİ (Roman-Inkılap-Hazırlanıyor)
Kayıp Kuşak Hakkında...-2

istanbul.net.tr

Kare Kod (QR) Uygulaması

Sitemizde yer alan Mekan sahipleri ,etkinlik düzenleyenler, Kare (QR) kodunuzu oluşturun, bilgilerinizi mobil kullanıcılarla kolayca paylaşın. Oluşturduğunuz kare (QR) kodu yazıcınızdan basarak hemen kullanabilirsiniz.

Herhangi bir yorum yapılmadı ilk yorumlayan siz olun...
Yorumlar yaparak sesini duyur..!

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter Google Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT