İstanbul Surları-II - Murat Belge


Üstelik, birinci fetih biraz hileli bir süreçle, zayıf Haliç surlarından gerçekleşmiş, son fetih sırasında ise savaş koşulları ciddi biçimde değişmiş, top çağına girilmişti. 1453`te, yayılan ve genişleyen İslam İmparatorluğu, kendi topraklarının içinde kalan son bağımsız Hristiyan cebini ortadan kaldırdı. Kısa bir süre sonra, 1492`de, Hristiyan dünya içinde kalan son bağımsız İslam cebi, Granada, benzer bir şekilde son buldu.

Top, antikite ve ortaçağ boyunca bir yaşama mantığı ve temeli bulabilen bağımsız şehirler olgusunu ortadan kaldırdı, bir kere daha, Roma gibi geniş teritoryal imparatorluklar çağına geçildi. Gerçi kısa zaman sonra bunun da içsel zayıflıkları ortaya çıkacak, geleceğin egemenliğine aday görünen Osmanlı ve İspanyol devletleri Kuzey Atlas ülkeleri önünde gerileyecekti. Ama bu dönem bir süre devam etti.

Osmanlılar, İstanbul`u aldıkları tarihte, İstanbul`dan çok daha ilerilere zaten gitmişlerdi, daha da gideceklerdi. Birkaç yüzyıl boyunca, bir düşman kuvvetinin başkenti tehdit etmesi söz konusu olmadı. Bu anlamda ilk ciddi tehlike Ruslarla `93 Harbi` olarak bilinen 1878 savaşında yaşandı. O tarihte de `sur` zaten askeri önemini kaybetmişti.

Böyle olunca, birkaç onarım girişimi dışında, surlar genelde ihmal edildi; gene de, ilk yapılışındaki sağlamlık bu surların büyük bir kısmını bugüne kadar yaşattı. Daha çok da kara surlarının dayandığı görülüyor. Haliç çok işlek bir ticari liman olduğu için gidiş gelişe engel olan surların yavaş yavaş ortadan kalktığını tahmin edebiliriz. `Tahtakale`nin doğrusu `taht-ı kale` yani `kale altı` olsa gerektir. Kale kalmamış ama adı yaşıyor.

Marmara surlarının önemli bir kısmı da, 19. yüzyılda, demiryolu yapılırken yıkıldı. Haliç`in iki köprü arasında kalan bölümünde surun hiçbir izi kalmamıştır; tek istisna, içindeki mezardan dolayı korunan, Baba Cafer Kulesi`dir.

Kaynak: İstanbul Gezi Rehberi, Murat Belge, say.39 - 42, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 6.baskı, 1999





ETKİNLİK TAKVİMİ