Köksüz Çiçek Tutar mı? -I

Leyla Neyzi

İstanbul Rehberi İstanbul Yazıları Köksüz Çiçek Tutar mı? -I

“Bir şeyh tekkesinde bir edebiyat fakültesinde olduğu kadar kitap vardı. Tekkeler kapanınca adamın biri geldi, kilidi vurdu. Kitaplar da orada kaldı. Ve aradan çok seneler geçti. Sonra tekkeleri açıp kitapları çıkarttılar ki, hepsini böcekler tahrip etmiş, rutubetten küflenmiş, okunmaz hale gelmiş. Bunları çuvallara doldurdular, ahaflara götürdüler. Sahaflar kapılarının önünde çuvallar içinde bu kitapları satılığa çıkardılar. Amerikalılar geldi, Avrupalılar geldi. Bu kitapları aldılar. Bir devir yıkıldı tamamen. Ruhu gitti.”

Kendi bünyemize, tarihimize, eski terbiyemize uygun bir yol daha çizemedik. Kopuk kopuk parçalar halinde kaldık. Mazide yaptığımız birtakım inkılaplar bizi bugünlere kadar getirmişse, bunlar bize bir kök teşkil ediyor. Temelsiz hiçbir şey olmaz. Biz bu temeli yıkmamalıyız ama yıkıyoruz maalesef.”

Fatma Hanım (asıl ismi değil), kendini tasavvufa vermiş seksen sekiz yaşında bir İstanbullu. Belki de iç aleme dönük olduğundan, isminin basılmasını istemedi. Kendisiyle yaptığımız sohbette, mübadeleden bugüne “burada bir ruhaniyet var” dediği İstanbul’u ve kimlik sorunlarımızı değerlendirdi.

Mübadil Gözüyle

Fatma Hanım, 1911’de Yunanistan’ın Tesalya bölgesinde doğar. Hem baba hem anne tarafından ailesi Osmanlı döneminde bu bölgeye yerleşip büyük arazi sahibi olmuştur. Fatma Hanım, anneannesinin çiftliğinde otuz köylü hanesi bulunduğunu ve makineli tarım yapıldığını anımsıyor.

Babası küçükyaşta eğitim için İstanbul’a yollanarak, memur olarak çalışmaya başlar. Rumca’yı çok iyi bilen annesi, Yunanistan’da ortaokulu bitirerek İstanbul’a gelin gelir. Fatma Hanım, Yunanistan’daki çiftlikle İstanbul’daki ev arasında gidip gelerek büyür. Bu gelgitler, 1923’te mübadeleyle son bulacaktır. Yunanistan’daki Yunan tebalı Müslümanlar, Türkiye’ye gelmeye mecbur olurlar. Fatma Hanım’a göre, mübadiller çok haksızlık görürler. Her ne kadar oralılar için İstanbul büyülü bir yerse de ekonomik zorluklar içinde yeni bir memlekete alışmak zaman alır:

Tabii ki kolay intibak edilmiyor. Seviniyorsun belki İstanbul’a geldim diye ama, İstanbul’un bir köşesine gelmişsin. Zamanla İstanbul sevgisi sahih olarak yerleşiyor.

Ege Bölgesi’nde Fatma Hanım’ın ailesine verilen topraklar, bıraktıklarına göre daha az ve verimsiz olup, boş da değildir. İşgalciler çıktıktan sonra bile, aile burada yaşamaktansa İstanbul’da yaşamayı tercih eder:
O mübadeleyle geliş bizi epey sıkıntıya soktu. Çünkü her şeyimizi orada bırakmak zorunda kaldık. Mübadillere buradan bir kısım yer verildi. Biz kırk bin dönüm bırakmışız, burada bize dört yüz dönüm verildi. Oradaki mamur çiftlik gibi değil, bakımsız bir yerdi. Bunun içinde oturanlar da vardı.

İstiklal Harbi’nde kahramanlık göstermiş, ağa pozunda kişiler ‘Buraları biz zaptettik, biz kan döktük, siz kim oluyorsunuz ?’ dedile. Daha sonra İsmet Paşa’ya Yunan Hükümeti, Yunanistan’da bırakılan arazilere karşı beş yüz bin İngiliz lirası ödedi. ‘Memleket paraya muhtaç, harpten çıkıldı.’ denildi. Ve oradaki o çok zengin aileler burada aşağı yukarı hamallık yapmak zorunda kaldılar.

Kız Öğrencilere Kasket

Ailesinin tek çocuğu olan Fatma Hanım, ilkokulun birkaç yılını Yunanistan’da, birkaç yılını da İstanbul Şehzadebaşı’nda okur. Mütareke yıllarında, Şehzadebaşı’ndaki evlerine yakın bir konağın İtalyan ve Fransız askerler tarafından işgal edildiğini hatırlıyor. İlkokuldan sonra yeni açılan İstanbul Lisesi’ne gider. Hilafet kaldırılmıştır, okul Süleymaniye’deki görkemli Şeyhülislam konağındadır.
Liseyi bitirene kadar eski yazıyla okur. Liseden sonra da Edebiyat Fakültesi’ne gider. Hocaları Fuat Köprülü, Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bey ve Nihat Tarlan’dır. Üniversite okumak onun için çok doğal, üniversite yaşamı zevklidir:

Kız erkek karışık, herkes gayet terbiyeli, gayet rahat.Çok serbest bir okul hayatı yaşadım. Arkadaşlarla beraber bu memleketin müsaade ettiği hayatı yaşadık. Bir kapanma zorunluluğu olmadan, kayıtlar altına girmeden. Çünkü terbiye vardı.

Okulda örtünmediğini, kız öğrencilerin kasket ya da şapka giydiklerini, çoğunun da başı açık olduğunu hatırlıyor. Annelerinin çarşafları artık kalkmış, kıyafet devrimi yapılmıştır:
Annemler çarşaf giyerlerdi ama bugünkü gibi değil. Çarşaflar oldukça şıktı. Kısa bir pelerin, süslü tülgrek bir peçe, kloş etek. Yürürken eteğini tutar, bir de şemsiye alır, tül eldivenlerle gezerdi annem. Ondan sonra memlekette yeni kanunlar çıktı, aileler çarşafı atınca herkes ferahladı. Daha evvel Muallim Mektebi kızları başlarını örtüyorlarmış. Bizde o da kalmadı. Lise talebesi başını örtmek istiyorsa kasket giyiyor, istemiyorsa açık geziyordu.

Kaynak: İstanbul’da Hatırlamak Ve Unutmak, Leyla Neyzi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999, sayfa: 185-188

Paylaş:

İstanbul Fotoğrafları İstanbul Tarihi İstanbul Müzeleri Dini Mekanlar Tarihi Eserler İstanbul İlçeleri Daha Fazlasını Göster

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter İnstagram Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT