Puşkin’in gölgesinde

Puşkin’in gölgesinde

Sergey Dovlatov, karakterinin millî parkta yaşadıklarını mizahi bir dille anlatırken içini kemiren düşüncelere doğru yavaş yavaş yol alıyor. Elbette Puşkin’in gölgesinde...

Paylaş:

2 Yorum:

istanbul.net.tr Kasım 4, 2016

Sergey Dovlatov, İkinci Dünya Savaşı’nın Rusya için hafif ama Avrupa için en ağır yıllarından olan 1941’de dünyaya geldi. Leningrad’dan Ufa’ya gönderilen bir ailenin üyesiydi. 1959’da başladığı Fin Dili Edebiyatı öğrenimini askerlik görevi nedeniyle birkaç yıl sonra bırakmak zorunda kalan Dovlatov, ardından gazeteciliğe atıldı ve Sovyet Yazarlar Birliği üyesi oldu. Bu yıllardaki öyküleriyle adından söz ettirse de kısa süre sonra iktidarın nefesini ensesinde hissetmeye başladı. Çağdaşı yazarlar ve birlikte vakit geçirdiği dönemin ünlü isimleri, Dovlatov’a sakıncalı metinler kaleme aldığını söylüyordu. Böylece öykülerinin Sovyet dergilerindeki yayını durduruldu.

1972’de yerleştiği Talin’de, kitabına da adını veren Puşkin Tepeleri’nde tur rehberliği yapmaya başlayan yazarın ilk öykü kitabı Sovyetler’in rejim bekçisi KGB tarafından toplatıldı. Kısa bir süre sonra, öyküleri kaçak yollarla basılan Dovlatov, 1976’da Sovyet Yazarlar Birliği’nden ihraç edildi, 1978’de ABD’ye göçe zorlandı. Bu süreçte öyküleri Avrupa’da hayli ses getiren yazar, ABD’de de bir okur kitlesi edindi. Kitaplarındaki Rusya izleri epey belirginken gündelik hayatın kurguyla buluşmasını sağlayan Dovlatov’un yapıtları, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde yayımlanabildi.

Pek çok çağdaşı gibi sansür, yasak ve sürgünü yaşamak zorunda kalan yazarın Puşkin Tepeleri isimli kitabı, kendi hayatından yansımalar barındıran, kızı Katherine Dovlatov’un “babamın en şahsi romanı” diye nitelediği; Rus klasiklerinden izler taşıyan modern bir novella.

Romancı “rahatlığı”

Puşkin Tepeleri, Sergey Dovlatov, Çeviri: Ayşe Hacıhasanoğlu, Jaguar Kitap Puşkin Tepeleri, Sergey Dovlatov, Çeviri: Ayşe Hacıhasanoğlu, Jaguar Kitap Başyapıt diye nitelenen eserlerin çoğu için onu kaleme alan yazarın hayatını anlatıp anlatmadığı, bazen gizliden bazen açıktan sorulur. Puşkin Tepeleri için Dovlatov’a da yöneltilen böyle bir soru var ve bu soruya verilecek yanıtın havada kalan yanı yok. Çünkü içinde Rusya var, Puşkin Tepeleri var, yazdıklarını yayımlatma güçlüğü çeken Boris Alihanov gibi bir kahraman var, sonra aynı Dovlatov’un başına geldiği gibi kahramanın, ABD’ye yerleşmeyi düşünen eşi, Alihanov’un röportajcılığı ve giriştiği tur rehberliği var… Bütün bunlar çok belirgin kanıtlar.

Yazarın kahramanı Alihanov’un, tıpkı kendisi gibi alkolle başı dertte. O, Puşkin Tepeleri’ndeki millî parkta dolanırken insanları süzen, tanımaya çalışan ve zaman zaman olup bitene bir romancı gözüyle bakma “rahatlığına” tutulmuş, esprili biri. Beri yandan, bir felaketin eşiğinde olduğunun, çıkmazda bulunduğunun ve her şeyi tüm yarıntılarıyla düşünmesi gerektiğinin de farkında. Sağlam nedenlerle yazmaya koyulan ama etrafının, öykülerini basmaya yanaşmayanlarla çevrili olduğunu da bilen birinin ruh hâli bu: “Yaşam uçsuz bucaksız bir mayın tarlasının çevresinde yayılıyordu. Ben ortasındaydım. Bu mayın tarlasını bölümlere ayırmak ve işe başlamak gerekiyordu. Dramatik durumlar zincirini kırmalı, parçalamalıydım. Çöküş duygusunu gözden geçirmeliydim. Her bir etmeni ayrı ayrı incelemeliydim.”

“Ya yaşamak ya yazmak”

Dovlatov, Alihanov’un hislerini, düşüncelerini ve günümüzün gözde deyişiyle eylem planlarını bize hızla açarken bir bakıma kendisini ortaya koyuyor. Novellanın belli bölümlerinde Alihanov’un kendi kendisine verdiği tavsiyeler ve geçmişten aldığı cesaretler, Dovlatov’un, zamanında gücünü korumak için çabaladığı anlara gönderme yapıyor gibi. Bir de karşılaştığı ikilemlere: “Sözcükler dünyasında yaşayan birinin nesnelerle arası iyi değildir (…) Ya yaşamak gerek ya yazmak. Ya söz ya iş.”

Alihanov’un kendi kendine konuşmaları, Dovlatov’un iç sesiyle aynı kulvarda seyrediyor. Bu anlarda, hangisinin yazar hangisinin onun yarattığı kahraman olduğunu ayırt etmekte zorlanıyoruz.

Alihanov’un, üç aylık çalışma ve dinlenme için geldiği millî park, tam anlamıyla bir karmaşayı simgeliyor. Yazarın hayatında önemli bir yere sahip olan ve hatırı sayılır anısının bulunduğu bu mekânı hayli ayrıntılı biçimde resmetmesi, oradaki günlük yaşamla kurguyu bütünlemesine denk geliyor. Puşkin’i seven fakat neden sevdiğini, kitabi ve ezbere birkaç cümle dışında açıklayamayan, hayatı gelişine yaşayan ve küçük dertlere sahip insanların bulunduğu bir yerden bahsediyor Alihanov ya da Dovlatov.

Puşkin Tepeleri Millî Parkı, sadece tarihî değil aynı zamanda gelen gidenin bolluğu nedeniyle insanların insanları tarttığı ve tanıma imkânı bulduğu bir alan. Alihanov da karşılaştığı çeşit çeşit insanla tarihten edebiyata, oradan da günlük yaşamın trajikomik yanlarına kadar pek çok konuda sohbet etme fırsatı yakalıyor. Kimi anlarda, millî parkta geçirdiği zaman; bir dinlenceden çok yorulduğunun ayırdına vardığı günlere işaret ediyor.

İki aşk arasında

Dovlatov, Alihanov’un millî parkta yaşadıklarını mizahi bir dille anlatırken içini kemiren düşüncelere doğru yavaş yavaş yol alıyor. Elbette Puşkin’in gölgesinde.

Dovlatov, kahramanının yazarlığını ve kitabı yayımlanmamış olmasını bir espri haline getirip Puşkin’i, Rus edebiyatının en önemli figürlerinden biri şeklinde sık sık devreye sokuyor. Kimi zaman onu anlamaya çalışan kimi zaman da ona öfkelenen Alihanov, kendisini bir bakıma (ancak pek de belli etmeden) Puşkin’le karşılaştırıyor. Turistlere rehberlik eden kahramandan ve ona yol gösteren Puşkin’den mürekkep bir denklem yaratıyor Dovlatov.

Rehberliğe ısınan Alihanov, bazı çıkıntılıklarına rağmen yaşamının rayına girdiğine inanıp soyut konular üstüne daha az düşünürken dertlerinin, görüş alanının dışına çıktığını duyumsayıp “başını çevirip bakmadığın sürece rahatsındır, bakmamak senin elindedir” diyor.

Bunları aklından geçirdiği sırada arkadaşı Bernoviç’in sözlerini hatırlıyor: “Bir sanatçı otuz yaşından önce bütün sorunlarını çözmeli. Sadece tek bir sorun, ‘Nasıl yazmalıyım?’ sorunu hariç.” Alihanov ise en önemli sorunlarının; babalarla çocukları arasındaki anlaşmazlığın ve duyguyla görev arasındaki çelişkilerin çözümsüz kaldığını açıklıyor. On yıllık birlikteliğine rağmen evlilik için yaratılmadığını da anlıyor. Parkta geçirdiği günlerde, bağlayıcı yükümlülüklerin bulunmadığı birlikte yaşamayla evlilikteki aşk arasında çeşitli karşılaştırmalar yapmaya koyuluyor. Bunlara, yazdıklarının yayımlanmayışıyla daha çok alkole sarılması gibi sıkıntılar da ekleniyor. Tabii bir de evliliğinin, peşini bırakmayan kendine has dertleri…

Öfkenin ve intikam duygusunun uzağında

Puşkin Tepeleri’nde “emekçilerin kültürel dinlenmesine” yardımcı olurken Alihanov’un kafasının içi çocuk parkından farksız. Kitap ve yazılar yazmasına yardım eden sözcükler, Amerika’ya gitmeye karar verme aşamasındaki eşinin ruh halini ve kendisinin içini kemiren tutukluğu açıklamaya yetmiyor. Başka bir deyişle millî park günleri, Alihanov’un hata, aptallık ve haklılıklarını masaya yatırdığı bir bölgeye dönüşürken Puşkin’in kulaklarını tekrar çınlatıyor: “Puşkin’in de borçları ve devletle kötü ilişkileri vardı. Karısıyla başı dertteydi. Zor kişiliğinin ise sözünü bile etmiyoruz.”

Puşkin Tepeleri, Dovlatov’un Rus edebî geleneğinden ayrı düşmeden, aşk yoluyla bireyselliğe kapı araladığı, romantik tarafı da bulunan bir kitap. Kısa olmasına karşın, çözümleme ve tartışmaların önemli yer kapladığı novellada Dovlatov, Alihanov karakterini merkeze alarak dramatik ve trajikomik bir hikâye anlatıyor okura.

Bunun yanı sıra Sovyet Rusya’nın müdahaleci devlet yapısının hemen her sanatçıyı, yazarı ve bütün bir toplumu nasıl etkilediğini Alihanov özelinde rahatlıkla görebiliyoruz. Öbür taraftan yazar, Alihanov’un yaşamıyla Puşkin’in hayatını zaman zaman paralel biçimde veriyor. Bu karşılaştırmanın, Sovyet Rusya devletiyle başı belaya giren Dovlatov’un elinde en ufak bir öfkeye ve intikam arzusuna evrilmemesi; Alihanov’un bu dürtüyle kotarılmaması da novellanın dikkat çeken yönlerinin başında geliyor.

Yazar, Puşkin Tepeleri’nde günlük yaşamın, acı ve tatlı yanlarını, kimi tarihsel gerçekleri de işin içine katarak bir kurgu halinde sunuyor bize.

Kaynak : http://t24.com.tr/k24/yazi/puskin-tepeleri,884
Puşkin’in gölgesinde

istanbul.net.tr

Kare Kod (QR) Uygulaması

Sitemizde yer alan Mekan sahipleri ,etkinlik düzenleyenler, Kare (QR) kodunuzu oluşturun, bilgilerinizi mobil kullanıcılarla kolayca paylaşın. Oluşturduğunuz kare (QR) kodu yazıcınızdan basarak hemen kullanabilirsiniz.

Resime sağ tıklayıp jpg formatında farklı kaydedebilirsiniz.

güzel kritik
evet güzel kritik
Yorumlar yaparak sesini duyur..!

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter Google Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT