Akgün Akova ile sizin için söyleştik...-II

Şair-Yazar Akgün Akova ile şiirleri, hayatı, hobileri, projeleri ve fotoğraf tutkusu üzerine...

Paylaş:

Yorumlar:

istanbul.net.tr Ocak 15, 2014

Fotoğrafçılığa olan ilginiz ne zaman başladı ve nasıl işe dönüştü?
Bunun da çok ilginç bir hikayesi var. “Sevdiğim Kadın Adları Gibi” nin sonunda bir düş-mektup var, orada anlatıyorum. Ben, Ertuğrul’ un fotoğraflarını gördüğüm zaman, gerçek anlamda fotoğraf çekme duygusunu içimde yaşadım. Ama sonra beni yıllardan beri görmediğim Deniz diye bir arkadaşım aradı. “Akgün, ben sana bir iş buldum” dedi. Ben o zaman Gebze’ de oturuyordum ve bir romana başlamak üzereydim. 1 yıl kapanıp roman yazacaktım, kafamda kurduğum bir roman vardı. “Deniz herhalde şaka ediyorsun. Ben iş aramıyorum” dedim. O bana işin ne olduğunu söylemedi, yalnızca “Çektiğin fotoğraflardan birazını getir lütfen” dedi. Ben o zaman, amatör olarak, gittiğim yerlerde fotoğraf çekiyordum ve yine çok büyük rastlantılar eseri, Salzburg’ da çektiğim fotoğraflardan biri Fotoğraf Dergisi’ ne kapak olmuştu. Çok büyük bir tesadüftür, fotoğrafçıdan bastırdığım kartları almış, yolda yürürken arkadaşıma rastladım. O da “Ben Fotoğraf Dergisi’ ne gidiyorum. Gel biraz oturur gideriz” dedi. Gittiğimizde, oradakilerden biri, koltuğumun altındaki zarfta ne olduğunu sordu. Görmek istediler fotoğrafları, sonra “Biz bunu kullanabilir miyiz?” dediler. Bir baktım bir ay sonra kapak olmuş fotoğraf. Gerçekten düş gibi. Sonra, Deniz’ in söylediği toplantıya gittim. Orada 80-90 tane kadın vardı. Bir anda kendimi kadınlar arasında buldum. Marie Claire, Marie Claire Maison, Adres, Butik, hepsinin olduğu bir yerdi orası ve beni bir odaya aldılar. 3 tane kadın vardı karşımda. Fotoğraflarıma bakmak istediler, baktılar. “Bu ışığı nereden buldunuz?” dediler. Ben de ne diyeceğimi bilemedim “Işık benim arkadaşım” dedim. Çok konuşmadık. Ne kadar istediğimi sordular. Ben de nasıl olsa bu işi yapmayacağım ya, sırf Deniz’ in hatırı için gittim oraya, sonra bir dergi gösterdiler “Bu derginin Türkiye dosyalarını çekecek ve yazacak birini arıyoruz” dediler, ben de nasıl olsa almayacaklar diye yüksek bir rakam söyledim. Ertesi gün aradılar, gelin, buyrun başlayın diye. Benim Gebze’ de bir dükkanım vardı o zaman. Her şeyimi kardeşime bıraktım ve 5 yıldan beri o yollara gidiyorum.
Teknolojinin kitap okuma alışkanlığını yok ettiğini ve dilimizi bozduğunu düşünüyor musunuz?
Teknoloji ile ilgili çok çelişkili şeyler var benim içimde. Bilgisayarlarla birlikte el yazımızı, e-mail ile de mektubu yitirdik. Ben mektupları seviyorum. Göz yaşlarımız, parmak izlerimiz, kokumuz her şeyimiz vardı. Şimdi herkesin aynı karakterlerde yazdıkları mektuplar var ve bu bana çok soğuk geliyor. Ama şöyle de bir gerçek var, Dünyanın her tarafında benim şiirlerimin okunduğunu biliyorum o sayede. Örneğin, Baba Bana Bağırma’ yı Amerika’ da bir antolojide yayınladılar iki yıl evvel, Cevat Çapan çevirmişti. Orada üniversitede okuyan bir kız sitesine koymuş. Orada gören bir yayınevi de bunu yayınladı. İngilizce ya da Fransızca’ ya çevrilen şiirlerimin sitelerde yayınlanması yüzünden, dünyanın her tarafından e-mailler alıyorum ben. Geçen gün baktım yaklaşık 3000 sitede şiirlerim var. Buna ben kitapla ulaşamazdım. Bir sürü insan çıktı karşıma, internetten mektup gönderip, tanışmak isteyen, geldiler oturduk, konuştuk. Sonra guruplar doğdu. Örneğin bunlardan bir tanesinde de, omurilik felçlileri ile chat yaptık. Onlar sordu ben yanıtladım. Aramızda olağanüstü, olumlu bir elektrik doğdu. Sonra onların yaptığı bir toplantıya konuşmacı olarak katıldım. Bu tip bağlar açısından bilgisayar ya da teknolojinin çok büyük bir hız verdiğini düşünüyorum, ama insanı yalnızlaştırdığını da düşünüyorum ve bunu da kabullenemiyorum. Bu da çok ciddi bir sorun. Bunun aşılması gerek. Yani bunu, bilgisayarı ya da interneti yok ederek değil, insanların kendi iç refleksleri ile, en azından sabahtan akşama kadar orada oturmayarak, doğanın bir parçası olduklarını unutmayarak çözmeleri gerektiğini düşünüyorum. Eğer öyle olmazsa, bunu bir tehlike olarak gördüğümü de söyleyeyim.
Teknolojinin dilimizi bozuğunu düşünüyorum. Ama bunda teknolojinin suçu olduğunun söyleyemem. Teknoloji sadece bir araç. Bunu bozan biziz. Şimdi bırakın teknolojiyi, dolaşın şuralarda, bakın mesela Family Finans Kurumu. Mesela Niyazi Bey diye lokanta var. Geçen gün şube açmışlar Niyazi Bey Plus. Burada teknolojinin suçu yok. Bunu yapan biziz, biz bunu teknolojiye taşıyoruz. Ama, internet açısından şunu söyleyeyim, internetin çok ciddi bir tehlikesi var. Bu bizim için tehlike, ama internete hükmeden, kendi dillerini koyan Amerikalılar tarafından tam tersi olarak kullanılıyor. Biz interneti kullanalım, ama bunu yaparken Türkçe’ mizi de koruyalım. Bu yine eğitimle ilişkili bir şey. Türkçe ile ilgili, çok ciddi, çözülemeyen sorunlar yaratacak ileride. Çünkü, bunun tehlike olduğunun yöneticiler, siyasetçiler, tepedeki insanlar her kimlerse, bunun farkında bile değiller. Çünkü adamlar bundan çok uzaklar. İki tane Türkçe kelimeyi okuyamıyorlar mecliste.
İhtiyaçlar ve teknoloji, yepyeni, ortak bir dünya dili yaratılmasına sebep olabilir mi?
Bütün dünyada ortak bir dil oluşması neyi ifade eder? Bu oluşacak. Ama bu bir zenginlik değil ki bence. Bu bir yoksulluk. Bütün diller zenginleştiriyordu bunu, kültürler zenginleştiriyordu. Şimdi her şey kısaldı. Buna benzer bir şey söyleyeyim, edebiyatta roman da kaybolacak. Roman öyküye, öykü kısa öyküye dönüşecek ve insanlar yolda 3 dakikalık metinler okuyacak. Hiç kimsenin kocaman, 600 sayfalık bir romanı okuyacak zamanı kalmayacak. Çok acı bir durum bu. Tıpkı kendi içimize dönüp de “Ben kimim?” sorusuna yanıt aramaya zaman bırakmamamız gibi. Her şey kısalacak. Kısa aşklar, kısa buluşmalar, kısa işler. İleride işler de yavaş yavaş kaybolacak. İnsanlar evinden çalışmaya başlayacak. İş saatleri azalacak. Bu ortak dilde sanıyorum onlardan bir tanesinin göstergesi. Ortak dil olmasın mı, olsun. Ama diller de korunsun. Kaybolan diller ayakta tutulsun, kültürler yok olmasın. Yoksa hepimizin birbirine benzediği, 3-5 cümleyle konuşan yaratıklara döneceğiz.
Röportajın devamı için tıklayın

Röportaj: Filiz Küçük

Akgün Akova ile sizin için söyleştik...-II

istanbul.net.tr

Kare Kod (QR) Uygulaması

Sitemizde yer alan Mekan sahipleri ,etkinlik düzenleyenler, Kare (QR) kodunuzu oluşturun, bilgilerinizi mobil kullanıcılarla kolayca paylaşın. Oluşturduğunuz kare (QR) kodu yazıcınızdan basarak hemen kullanabilirsiniz.

Herhangi bir yorum yapılmadı ilk yorumlayan siz olun...
Yorumlar yaparak sesini duyur..!

SAYFAYI PAYLAŞIN

Facebook Twitter Google Pinterest Mesaj Email
KAPAT

HAKKIMIZDA

Hakkımızda iletisim Yasal Uyarı Reklam Android Apple
KAPAT